2004 sonbaharında düştü hayatımıza Bleach. Turuncu saçlı, sürekli kaşları çatık gezen sıradan bir lise öğrencisinin, Ichigo Kurosaki’nin bir gecede Yedek Şinigami’ye dönüşme serüveniydi bu. İnsanlık ile ruhlar alemi arasında mekik dokuyan Ichigo’nun omzundaki o ağır yükü hissettik her bölümde. Karakura Kasabası’nın o tekinsiz sokaklarından, Hueco Mundo’nun kasvetli çöllerine uzanan bambaşka bir dokusu vardı serinin.
Naruto kadar saf veya Goku kadar idealist değildi Ichigo; gerçekçiydi, bizden biriydi. Tam da bu duruşu sayesinde shounen dünyasının efsanevi “Üç Büyükler” (Big Three) masasına yumruğunu vurdu. 2000’li yıllarda aksiyon animesi denilince akla gelen ilk isim oldu ve hoparlörlerimizden yankılanan o ikonik “Number One” müziği yıllarca peşimizi bırakmadı. Bankai naralarını, Gotei 13 entrikalarını ve zanpakuto’ların o metalik çınlamasını özlediyseniz, işte Bleach sevenlerin asla kaçırmaması Bleach benzeri animeler.
Jujutsu Kaisen

Bleach’in o karanlık Hollow evrenini alın, üzerine günümüzün Lanet konseptini ekleyin. Jujutsu Kaisen tam olarak bu. Yuji Itadori de tıpkı Ichigo gibi olayların içine tesadüfen, biraz da zorla çekiliyor. Parmak yutarak başlayan bu lanetli serüven, zayıfları koruma içgüdüsüyle alevleniyor. Her iki seride de düşmanlar sıradan insanların gözüne görünmüyor ama her an enselerindeler. Üstelik Gotei 13’ün o katı hiyerarşisini, ustalar ve rütbeler arası çatışmaları burada Jujutsu büyücüleri arasında fazlasıyla bulacaksınız.
Yu Yu Hakusho

90’ların o çiğ ve filtresiz aksiyonunu özleyenler toplansın. Yoshihiro Togashi’nin kaleminden çıkan Yu Yu Hakusho, belalı bir genç olan Yusuke Urameshi’nin “Ruh Dedektifi” olma hikayesini anlatıyor. Bir çocuğu kurtarmak için ölen Yusuke, tıpkı ailesini korurken ölümün kıyısından dönen Ichigo gibi doğaüstü bir sorumluluğun altına giriyor. Normal toplumun ruhunun bile duymadığı devasa tehditler, karanlık turnuvalar ve öteki dünyadan gelen düşmanlar… Serinin barındırdığı o kopmaz dostluk bağları, Bleach sonrası bünyenize ilaç gibi gelecek.
Demon Slayer: Kimetsu no Yaiba

Bleach’in Hollowları aslında yozlaşmış insan ruhlarıdır bilirsiniz. Demon Slayer’da ise Muzan, insanlara kendi kanını vererek onları kana susamış iblislere çeviriyor. Temelde her iki seri de, bir zamanlar insan olan canavarları avlayan kılıç ustalarını anlatıyor. Kaptanlar ve Hashira’lar arasındaki o rütbe benzerliği gözünüzden kaçmayacaktır elbet. Demon Slayer tarihi bir atmosfer sunsa da işin içine giren o ağır travmalar ve karakterlerin iç dünyasındaki yıkım, kılıç dövüşlerinin şiddetiyle birleştiğinde ortaya inanılmaz bir seyir zevki çıkarıyor.
Rurouni Kenshin

İşin içine kılıç sanatları girdiğinde Rurouni Kenshin’i es geçmek büyük ayıp olur. Bleach’te ruh kesen zanpakuto‘lar çarpışırken, burada elinde ters tarafı keskin kılıcıyla dolaşan eski suikastçı Kenshin var. İnsan öldürmemeye yemin eden Kenshin’in kefaret arayışıdır aslında serinin belkemiği. Karakter dinamiklerine dikkatli bakın; Kaoru’nun Rukia-vari o inatçı duruşunu, Sanosuke’nin tıpkı Renji gibi baş düşmandan can dostuna dönüşümünü net şekilde göreceksiniz. Meiji dönemi Japonya’sının o yozlaşmış ve sırlarla dolu hükümeti, size Ruh Cemiyeti’nin içindeki çürümüşlüğü fazlasıyla anımsatacak.
Inuyasha

Kagome’nin eski bir kuyudan düşüp kendini feodal Japonya’da bulmasıyla başlıyor her şey. Yarı-iblis Inuyasha ile atıldığı bu macera, klasik fantezi hissini harika bir şekilde veriyor. Ichigo nasıl ki insan ve ruh dünyası arasında bir denge kurmak zorundaysa, Kagome de aynen iki dünya arasında sıkışıp kalıyor. Dev kılıçlar, antik silahlar ve inatçı yoldaşlarla dolu bu seri, Bleach’e kıyasla romantizme biraz daha fazla göz kırpıyor. Savaşların arasındaki o yavaş ve tatlı anlar, seriye bambaşka ve sıcak bir ruh katıyor.
Shaman King

Ruhları birer silah olarak kullanma fikri tanıdık geldi mi? Shaman King, genç Yoh’un samuray ruhu Amidamaru ile birleşerek katıldığı, dünyanın kaderini belirleyecek Şaman Turnuvası’nı işliyor. Yoh’un ruhları fiziksel silahlara entegre ettiği Oversoul tekniği, Bleach’teki Şinigamilerin ruhsal enerjilerini kılıçlarına aktarmasıyla aynı kökten besleniyor. Dışarıdan bakıldığında hep küçümsenen ama yeri geldiğinde içinden bir canavar çıkan ana karakter klişesini en temiz işleyen yapımlardan biridir. Netflix’teki 2021 yeniden yapımı da yeni başlayanlar için harika bir giriş kapısı.
Noragami

Gotei 13 gibi devasa bir bürokrasi yerine, sadece beş yen karşılığında dilekleri yerine getiren evsiz ve eşofmanlı bir Tanrı düşünün: Yato. Hayaletlerle (Ayakashi) savaşıp insanları koruma görevi, Bleach’in ölüm tanrılarıyla aynı paralelde ilerliyor. Ancak Noragami olayı tamamen modern Japonya sokaklarına hapsediyor ve fanteziyi günlük hayata yediriyor. Şehir efsaneleriyle harmanlanan bu kurgu, seriyi izleyiciye çok daha yakın kılıyor. Ruhların silaha (Shinki) dönüşmesi detayı da cabası.
Beelzebub

Bleach’in o ağır ve karanlık atmosferinden biraz uzaklaşıp, absürtlükte sınır tanımayan bir şeyler izlemek isterseniz adresiniz kesinlikle Beelzebub. Lise serserisi Tatsumi Oga’nın, İblis Kralı’nın bebeğine bakıcılık yapmak zorunda kalmasıyla ortalık fena karışıyor. Ichigo’nun o asi lise hayatıyla doğaüstü güçler arasındaki bocalama hali, Oga’da çok daha çılgın bir dille karşımıza çıkıyor. Kaba kuvvetin tavan yaptığı, kahkahaların havada uçuştuğu ve dövüşlerin eksik olmadığı bir komedi tufanı.
D.Gray-man

Karanlık, gotik ve acımasız. D.Gray-man, Milenyum Kontu’nun yarattığı o trajik varlıklar olan Akuma‘lara karşı savaşan Exorcist Allen Walker’ı merkeze alıyor. Bleach izlerken o fedakarlıkların getirdiği yıkımı, o yüksek tansiyonu sevdiyseniz, D.Gray-man bu duyguyu alıp çok daha karanlık bir kuyuya atıyor. Serinin acıma duygusu yok; karakterlerin psikolojik olarak ne kadar yıprandığını, kayıpların ne kadar ağır olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Soul Eater

Ruhlar, kılıçlar ve saf aksiyon. Soul Eater, Bleach hayranlarının kendinden çok fazla parça bulabileceği tam bir şölen. Şinigami Silah Ustası Akademisi’nde eğitim gören öğrencilerin amacı, kötü ruhların (Kishin yumurtaları) tam teşekküllü canavarlara dönüşmesini engellemek. Bleach’te zanpakuto‘ların kendi ruhu varken, Soul Eater’da silahlar doğrudan insan! Silah ve ustası arasındaki o sarsılmaz ruhsal bağ, savaşların kaderini tek başına belirliyor. Kesinlikle kaçırmayın.

